18 Ekim 2010 Pazartesi

Gezi Rehberi 1: Venedik


İlk gezi yazımın Venedik üzerine olması tesadüf değil aslında. Bir masal diyarından başlamak istedim... Venedik'e ilk seyahatimi 2007 Eylül'ünde yapmıştım. Roma'dan trenle geçmiştik Venedik'e. Tren istasyonundan çıkar çıkmaz kendimizi o büyülü atmosferin içinde bulduk. Eski Türk filmlerinde, köylerinden İstanbul'a ilk geldiklerinde Haydarpaşa Tren Garı'ndan çıkıp da manzarayı görünce donakalan o insanlardan hiç farkımız yoktu. Sersemlik halim geçince, önümde uzanan kanala, suda yükselen rengarenk direklere, gondollara, vaporettolara (toplu ulaşımı sağlayan tekneler) ve kimbilir kaçıncı yüzyıldan kalmış o eşsiz binalara bakıp ellerimi çırparak zıplayıp durduğumu hatırlıyorum. Gerçekle hayalin birbirine geçtiği bir şehirdi burası. Elinizde valizler ve en pespaye turist halinizle bile kendinizi bir filmde başrol oynuyormuş gibi hissetmenizi sağlayan...



Vaporetto ve gondollar...

Şehrin tüm ihtişamına rağmen 2007 Venedik gezim oldukça kısa ve tadımlıktı.  Ama 2010 yazında yapmış olduğum Venedik gezisi, şehrin hakkı olan güzellikteydi. Bu kez THY'nin İstanbul-Venedik seferiyle gittik. Havaalanından shuttle (mekik) hizmeti veren otobüslerle Venedik'e geldik ve oradan Vaporetto No. 1 ile San Stae durağında inmek üzere yola çıktık. Aslında havaalanından water taxi (deniz taksi) ile gitmeyi düşünmüştük önce ama turist psikolojisi olsa gerek, seyahatin daha en başında 100 Euro vermek pek istemedik. Şimdiki aklım olsaydı mutlaka water taxi'ye binerdim havaalanından. Çünkü dönüşte havaalanına water taxi ile gittik ve harika bir deneyimdi. Venedik'e öyle bir giriş yapmak çok daha muhteşem olurdu herhalde. Neyse artık, bir dahaki sefere... Ama siz siz olun, eğer bütçeniz için de uygunsa mutlaka havaalanından water taxi ile giriş yapın şehre.


Canal Grande'den bir görüntü...

Gelelim kaldığımız yere: Öncelikle, San Stae-Santa Croce pek fazla turist çekmeyen, Venedik'te artık pek kalmamış olsalar da, şehrin yerli halkının ikamet etmeyi seçtiği, dolayısı ile diğer semtlere oranla daha dingin ve güzel bir yer. Üstelik o bunaltıcı turist kalabalığından uzakta, ama, her nasılsa, görülmesi gereken her yere de yakın. Tabii yürürseniz. Çok dolaştığı için Vaporetto ile biraz daha uzun sürüyor ulaşım. San Stae'nin café ve restaurantları ile dondurmacıları da küçük fakat çok kaliteli ve güzeller. Üstelik fiyatları da ne yediğinizden pek de emin olamadığınız turistik mekanların aksine çok daha uygun.   


Santa Croce

San Stae-Santa Croce

 San Stae-Santa Croce

Ca Bonvicini, Santa Croce'de kanalın tam kenarında konumlanmış, 17. yüzyıldan kalmış bir saray. Saray deyince aklınıza Versailles Sarayı gibi bir yer gelmesin. Varlıklı Venedikli ailelerin o yüzyıllarda yaşadığı birkaç katlı yapılara saray deniliyor nedense. Ama öyle kocaman, havuzlu bahçeler filan beklemek Venedik için mümkün değil. Yine de o büyülü atmosferde kaldığı her yer zaten saray gibi geliyor insana. Ca Bonvicini, oda-kahvaltı sistemi ile hizmet veren bir pansiyon. Çok temiz, çok bakımlı. Eşyalarınızı rahatlıkla emanet edebileceğiniz, güvenli bir yer. Biz üç kişilik bir odada kaldık. Çok şanslıydık. Odamızın dekorasyonu bir harikaydı. Gerçekten sarayda gibiydik. Çok geniş ve ferah bir odaydı. Eşyalarımızı koymak için de yeterli yerimiz vardı. Üstelik, iki kişi yanyana birbirinize değmeden geçemediğiniz otel odalarının aksine, üç kişi odada minyatür futbol maçı yapabilecek kadar çok alana sahiptik. Banyo ise tam anlamı ile harikaydı. Özel fayanslarla kaplanmış duşakabinin içinde yanyana iki yağmur duşu vardı. Sanırım balayı çiftleri düşünülerek yapılmış bir banyoydu ve itiraf etmeliyim ki oraya romantik bir tatil için gitmemiş olduğuma üzüldüm neredeyse. Yine de odanın üç arkadaş için sağladığı konfor gerçekten iyiydi ve beklentilerimizin çok üzerindeydi. (Tripadvisordaki değerlendirmelere buradan ulaşabilirsiniz.)


 Ca Bonvicini, dış görünüş


Pansiyon sorumlusu Sabina çok güleryüzlü ve yardımseverdi. Üstelik bize tavsiye ettiği tüm restaurantlar harikaydı. Ayrılacağımız gün de bizi water taxi'nin yanaştığı yere kendisi götürdü. Hatta, eşyalarımızın bir kısmını da o taşıdı. Tüm bunların onun görev tanımında olduğunu da hiç sanmıyorum. Sonuçta o sadece resepsiyon görevlerinden sorumluydu. Ancak her an pansiyonda bulunma zorunluluğu da yoktu. Sabina pansiyonda olmadığı zamanlarda sadece oda telefonundan resepsiyonu arayarak ona ulaşabiliyorduk çünkü sistem bizi onun cep telefonuna yönlendiriyordu. Açıkçası bu, insana bir çeşit güven veriyordu. Sonuçta acil bir durumda her an ona ulaşmak mümkündü. Bu arada, hepimizde ana giriş kapısının anahtarı vardı. Akşamları Sabina'nın mesaisi bittikten sonra içeriye bu şekilde girip çıkıyorduk.



Venedik'e erken sayılabilecek bir saatte, 13.00 sularında varmıştık. Dolayısı ile şehri gezmek için vaktimiz kalmıştı. Biraz dinlenip, bir duş alıp toparlandıktan sonra, yürüyerek Rialto Köprüsü'ne ve oradan da San Marco meydanına çıktık. Daha önce Venedik'i görmemiş olan arkadaşımız bizim daha önce ziyaret ettiğimiz Dükler Sarayı'nı gezerken biz de biraz etrafı turladık, sonra da sarayın San Marco meydanına bakan yüzündeki gölgelikte oturup biraz soluklandık ve arkadaşımızı bekledik. Sonrasında ise, Hotel Danieli'nin terasındaki restaurant'ta (Restaurant Terrazza Danieli) birşeyler atıştırmaya karar verdik. Atıştırmalıklara bile normalde pahalı bir restauranttaki ana yemekten daha fazlasını verdiğimizi söylemeden geçemeyeceğim ama o büyüleyici manzara herşeyi hakediyordu.



Danieli'nin terasından Venedik manzarası

Danieli'nin içi

Bir gece Harry's Bar'da (Cipriani's diye de geçiyor ama asıl adı Harry's Bar) yemeğe gittik. Evet, o da çok pahalı ama şahaneydi ve cidden fazla fazla değdi. Barı da süperdi. Gerçi biz pek tadını alamadık. Çünkü ben o gece topuklu ayakkabı sevdasına kapıldım ve bileğimi burktum. Arnavut kaldırımı yollarda topukluyla yürümek konusunda becerikli olmadığım böylece ortaya çıktı. Hem dolgu topuk olduğu için sonuç facia oldu. Harry's Bar'daki yemeğimizi alelacele yiyip apar topar acile gitmek zorunda kaldık... Tabii yürüyemediğim için water taxi ile ulaşımı sağladık. Aslında iyi de oldu, çünkü küçük bir "Venice by night" turu atmış olduk, hastaneye giderken. Bu arada söyleyeyim, İtalyan hastaneleri gayet güzel ve çok düşük bir ücretle gayet iyi hizmet aldım. Harry's Bar'a dönecek olursak, yemek için olmasa bile akşam üstü Bellini içmek için mutlaka uğrayın. Bellini onların özel üretimi zaten.

Ama belirtmem şart: San Stae'deki mahalle cafesi tüm diğer pahalı restaurantlardan çok çok daha iyiydi. No.1 Vaporetto'sunun durduğu San Stae durağında inince yüzünüzü karaya dönüp, sağdaki sokaktan ilerlerseniz hemen sağ kolda Osteria Mocenigo'yu göreceksiniz. Pek fazla kimsenin bilmediği ama bence harika bir cafe/restaurant. Hem yemekleri çok güzel hem de çok cozy bir ortamı var. Fiyatlar da diğer yerlerin üçte biri. Oraya mutlaka gidin. Gerçek İtalyan. Öyle turist çarpmak için değil yani.... Zaten oldukça küçük bir yer. Kesinlikle pişman olmazsınız. Ama haftada bir gün kapalı oluyor. O yüzden arayıp gidin. Telefonu: 0415231703 Adres: Salizada San Stae, 30135 Santa Croce. Detayları burada bulabilirsiniz.

Dondurmacılara gelince, biz San Stae'deki dondurmacıyı (Gelateria San Stae) çok sevdik. Hatta kendi adlarına, üzerinde çok güzel desenler olan baskı t-shirtler yaptırmışlar, onlardan bile aldık. Detayları burada bulabilirsiniz. Bir de Harry's Bar'ın giriş kapısının sokağından (Calle Vallaresso) düz yürüyünce yolun bittiği yerde karşınıza gelen dondurmacı oranın en iyi dondurmacısı. Orada dondurma yemeden dönmeyin...

İtalya'nın en eski cafesi de yine San Marco'daki Florian. Biraz eskimiş cidden ama en iyi cappucino orada, onu da içmeyi unutmayın...

Venedik'teki son akşamımızda kaldığımız mahalledeki bir başka restaurant olan Muro San Stae'de yedik. Yer bulmak zor oldu. Bir süre önünde ayakta bekledik. O sırada bize Prosecco ikram ettiler. Bir süre sonra masamıza oturabildik. Yemekleri şahaneydi ve çok güzel bir akşam geçirdik. Detayları burada bulabilirsiniz.



Muro San Stae'nin sokağında bir ev

Biliyorum, turistik yerlerden filan bahsetmedim... Sadece yeme-içme ve otel... Çünkü diğerlerini her yerde bulabilirsiniz... Şimdilik Venedik gözlemlerim bu kadar... Başka bir şehirle yeniden görüşmek üzere...  


Hoşçakal Venedik... Bekle beni...

 
    

9 yorum:

  1. great post! looks so lovely. thanks for stopping by my blog btw

    http://addictbeiconic.blogspot.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Thanks so much :) Sorry I only write in Turkish in this blog... Maybe one day I can start writing in English too...

      Love your beautiful blog :)

      Lolxxx
      Sabiha

      Sil
  2. Such beautiful photo's, a great insight. Love you to check out my blog xx

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Thanks so much Helen :) Sorry I only write in Turkish in this blog... Maybe one day I can start writing in English too...

      I checked your blog and loved it :)

      Lolxxx
      Sabiha

      Sil
  3. Nice... Kiss
    www.lesfoliesdalina.fr

    YanıtlaSil